"Kültür bir evse,dil de ön kapının ve içerideki bütün odaların anahtarıdır.Onsuz darmadağın olursun,doğru düzgün bir yuvadan,meşru bir kimlikten yoksun kalırsın."

Dünyanın sizin içinizi göremediğini,derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı,hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını.Gerçek işte bu kadar basit,bu kadar saçma ve bu kadar gaddardı

…öfkeliydim elbette. Birileri tarafından, cinsellikten korunup kollanmam gerektiğini söyleyen tavra öfkeliydim. Kendi bedenimden bile korunmam gerekiyordu. Çünkü ben bir kadındım. Ve kadınlar, bildiğiniz üzere, duygusal, ahlaksal ve zeka açısından zayıftır, olgunlaşmamıştır. Onlar özdenetimden yoksundur, baştan çıkarılmaya, ayartılmaya karşı savunmasızdır. Cinselliğe aşırı düşkün olan bu varlıklar gemlenmedikleri sürece önüne gelenin, her Ahmet’in, her Mahmut’un koynuna giriverir.

"Bu dünyadaki insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.
İlki, ateşe yaklaşmış ve demiş ki; ben aşk’ı biliyorum.
İkincisi ateşe yavaşça ve kanadıyla dokunmuş ve demiş ki; Aşk’ın ateşinin nasıl yaktığını biliyorum.
Üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak yanarak kül olmuş.
Gerçek aşk’ı sadece o bilir.”

Eğer anne karnında zifiri karanlıktaki bebeğe “Dışarıda, ışıktan bir dünya, yüksek dağlar, büyük denizler, engebeli ovalar, çiçeklerle dolu güzel bahçeler, dereler, yıldızlarla dolu gökyüzü, ışık saçan bir güneş var ve sen bu karanlıkla çevriliyken bütün bu güzelliklerle karşılaşacaksın” dense, henüz doğmamış çocuk, bütün bu güzellikleri bilemediği için, onların hiçbirine inanmaz. Aynı bizim ölümle karşılaşmamız gibi. İşte bu yüzden ölümden korkuyoruz.